SENİN HİKAYEN

Acelesi ne bu eylülden kalma bakışlarının bilmiyorum,
ben ne zaman gözlerini arasam telaşla kaçıyorlar.
Bir söz vardı böyle zamanlar için ama, şimdi söylersem olmaz.
..
Aklımda durduğun kadar durmuyorsun yanımda, üzülüyorum.
Sonra bir kitabın içinde kaybolup gidiyorsun.
Bazen ortak kullanıyoruz sayfaları, bizi anlattıkları oluyor,
bazen ortak kullanıyoruz sayfalarımı, seni yazdığım oluyor.
..
Omuzlarımız birbirine değiyor sonra, ısınıyorum,
yalancı bir serinlik gelip oturuncaya kadar aramıza.
Saat geç oluyor, sen gidiyorsun.
Öyle zamanlarda yine üzülüyorum.
..
Hep yarına devrederken sana olan sevgimi,
bu temmuz ayında, dudağımda ıslatıp Aydın sıcağını,
tenha bir sokakta kaybediyorum seni.

NİSAN’DA DOĞANLAR

Şimdi sen öyle gece gibi apansız,
kalemini satan şair gibi huzursuz,
yorgun kış çocuğunu ağlatıp içimde,
gittin.

Sert bir rüzgar sildi bütün gülümsemeyi yüzümden,
mevsim kış olmadı bir daha, ben ben olmadım.

PAZARTESİ DAVETLERİ

Bana sorarsanız, gözlerini anlatırım,
saçlarını anlatamam.
Nasıl gittiğini anlatırım size,
nasıl baktığını anlatamam.
Maviyi, yeşili, hatta turkuazı anlatırım,
siyahını, beyazını anlatamam.
Belki hesap sorarsınız bana, olur ya,
sevdi mi sevmedi mi anlatamam.
Bir hikaye anlatırım size, öyle yalandan,
sevdim mi sevmedim mi anlatamam.

..

İyisi mi ben susayım, o gözleriyle konuşur.
Gel der belki, ya da git.
‘Gelmeden gidemem ki!’ derim ben de,
o zaman çağırır yanına, mecbur.
Sahi, çağırsana beni bir pazartesi.
Takvim yapraklarını kopartırız beraber,
hiç yaşanmamış gibi yaparız,
geçmiş bütün pazartesileri.

..

Bana sorarsanız, çağırmaz o beni.
Yine de aklında olsun, bugün pazartesi.

DÖRT DAKİKA

Zamanı ileri almasını istedim ondan.
“Yapamam ki” dedi.
Meridyenleri yerinden oynattığından habersizdi halbuki.

Siyah ceketini alıp çıkarken,
artık
yapabileceği şeyler istemem gerektiğini anladım.

Sanırım aşk da böyle bir şeydi.
Kimse zamanı ileri alamıyordu
ve herkes sadece iki meridyen
arasında sevişebiliyordu.
-birbirine dokunmadan-

SENİ SEVMEMİN BİLMEM KAÇINCI GÜNÜ

Bugün seni hiç aramadım, fark etmişsindir.
Birkaç şarkı sonra aklı karışıyor insanın,
birkaç kadın sonra sevmeyi unutuyor,
ucunu kıvırıp tarihin, bahsini kapatıyor.
Bazen söylemek yapmaktan kolay,
bazen söylemek susmaktan zor.
Kimse cebinden harcamıyor zamanı, biliyorum.
Ama sen zamanla harcanmayacak kadar güzelsin.
Ben yine de aramadım seni, fark etmişsindir.
Birkaç kadeh sonra geçer sanıyor insan,
birkaç gün sonra gelir diye geçiriyor içinden,
yine geçmişiyle yatağa giriyor, bu hep böyle.
Bazen beklemek gitmekten zor,
bazen beklemek kaybetmekten kolay.

BENCE

Beni gördün.
Ağaçların altında saklanırken karıncalar,
ben gökyüzünü sırtımda taşıdım.
Yağmura küfredenler vardı,
ben bulutlara bastım yalın ayak.
Omzuma yuva yaptı kuşlar ve
tepeden tırnağa mevsimler değiştim.
Beni gördün.
Meryem’in ilk günü gibi korkakça baktın bana,
bir yalan söyledin dönmesi mümkün olmayan.
Sonra seni öldürme kararı aldık,
saatlerini bana göre ayarladı cellatlar.
Son dileğini sorduk sana ‘gökyüzü!’ dedin.
Beni gördün.
Sırtımı döndüm sana ve bir kuş çizdin tırnaklarınla,
kanatları olabildiğine açık.
Kalanlar da gidenleri öldürmeli bence.
Evet, bence.

DENER MİYİZ?

Aynı telaşlı sokak lambalarında şehrin,
farklı kaldırımlarında yürüyoruz.
-Yürüyor muyuz ?-
Ayak altından çekilmiş bütün yalanlar,
nereye bassam canı acıyor bir güzelin.
-Acıyor mu ?-
Bu fısıltılar tanrının işi değil,
bir rengi öldürmüşler yakınlarda.
-Ölmüş mü ?-
Bu gece yine yalnız döneceğiz eve,
bir başka cenazesinde güneşin, tekrar deneriz.
-Dener miyiz ?-

DİCLE’NİN MERDİVENLERİ

“Omzun hiç rahat değil” dedi.
Ben Kürtçe bir türkü dinliyordum o sıra.
Uluslararası acılar çekiyordum
– elimle –
meridyenlerin yetmediği yerlere.

“İstanbul’u özledim” dedi.
Ben Kürtçe bir türkü dinliyordum.
Küfrediyordum
Ankara’da,
yenisi eskisinden pahalı bir
havaalanı restoranında.

Birilerinden bahsetti
sonra.
Tabi
ağladı biraz duyamadım.

Kürtçe bir türkü dinliyordum.
Anlamadım.

GİTMEYECEKMİŞİMCESİNE

Sonra;
başı açık,
siyah saçlı bir Arap güzel,
aklımın bir parçasını satın almış.
-dudaklarıyla-

Haberi yok henüz, nefes aldığımdan
ve saçlarına baktığımdan,
gitmeyecekmişimcesine
ağustos geldiğinde.

Farklı olduğundan bahsediyor
burda her şeyin,
Arapların hiç aşık olmadığından.

Ellerim cebime gidiyor.
Hiçbir din
-artık-
beni inandırmıyor.

HA-HA

‘Orospu!’ dedim içimden, bazen derim.
Böyle kızdığım zamanlarda içimden dediklerimi bilse
kesin canı yanardı,
yansın, bazen canını yakmak isterim.
Kim önce itiraf ederse sevdiğini, göte gelen o olur,
çünkü ilişkilerde, bir seven bir de sevilen olur.
Nerede görülmüş işteş bir fiilin iki kişi tarafından
aynı anda, aynı yerde vuku bulduğu.
‘Sevişmek!’dedim içimden, bazen derim.
Kendimi bozduğum zaman çok kızmam kendime,
‘olsun, kimse duymadı nasılsa’ der kapatırım konuyu.
Zaten hiç sevişmedik, ama olay o değil.
İçinden neler söylüyorsun acaba, onları anlatsan keşke.
Herkes, sustuğunda neler söylediğini anlatsa keşke.
Ben küfrediyorum mesela, ha-ha.
Bazen de içimden sayarak seviyorum seni,
kafam karışınca baştan başlıyorum sevmeye.
Alıyorum seni karşıma, içimden çıkarıp;
‘sus ulan’ diyorum, ‘içinden sev beni’, ha-ha.
Sahi, sen zaten hep susuyorsun.
Yoksa içinden mi seviyorsun beni? ha-ha.