GÖKKUŞAĞINA AŞIK OLUR MUYDUNUZ ?

Buralarda yağmurun peşinden koşan bir çocuk gördünüz mü ?
Görmediniz mi? Hiç sevmezdi ki ıslanmayı o, ne oldu acaba.
Hayır bir de almış güneşi eline, gökkuşağı yapacağım diye bağırıyor.
Sen kimsin dimi ? Ben de öyle dedim, sen kimsin dedim, kime bu bakış dedim,
böyle üzülmeyi kimden öğrendin sen çocuk dedim. Çok sordum.
Bir gün aldım bunu karşıma, bilirim tabi sevmez konuşmayı.
Konuşmadık da zaten, birbirimize bakıp gülüştük. Çocuk yahu daha.
Ben bi sigara içtim, ayıpmış gibi baktı. Ne anlar o yaşta.
Başıma gelecekleri biliyormuş gibi bir de sinir bozucu sırıtışı.
Kim mi bu çocuk? Dedim ya, yağmurun peşinden koşup gitti buradan, görmediniz mi?
Bana üzülüyormuş, bak şu kerataya. Benim yüzümden gitmişmiş, yahu ben yer miyim?
Bir kız vardı mahallede, çok sevmiştim allahsızı yalan yok. Ne eesi? Olmadı.
E haliyle iki üç eksildi adımlarımız bizim de, siz anlarsınız.
Kaldırımdaki oynak taşların hepsine denk gelmiş gibi oldum, hani şu içine su dolanlar.
Baktım otobüsler götürmüyor beni istediğim yere, eksik eksik yürümeye başladım.
Neymiş? Onu da sürüklüyormuşum yanımda, yoruluyormuş. Hep şikayet.
Neden mi olmadı? Onu kıza sormak lazım, zaten haberi yoktu ki.
Ya da iyi numara çekti, biz haberi yok diye teselli ediyorduk birbirimizi.
Yağmuru boldu kızın, çocuk da sevmişti aslında. Bakmayın şimdi kaçıyor.
Güneşi yerinden sökmüş gelmiş bir gün, kıza hediye edelim diyor.
Gökkuşağını görünce sever bizi diyor. Ah çocuk, öyle olmuyor işte, öyle olmuyor.
Sahi, buralarda yağmurun peşinden koşan bir çocuk gördünüz mü?
Görmediniz mi? Hiç sevmezdi ki ıslanmayı o, ne oldu acaba.

KALDIRIM KAHRAMANLARI

‘Bu kış sert geçmeyecek’ demeleri için insanların,
günahlarını avlıyoruz birer birer.
Tanrının huzurunda işlenmiyor
hiç bir cinayet
ama yine de yasak
sevişmek
bir Temmuz ayının ortasında.
-İşe bak-

‘Yüreklerinde kışları sert geçen insanlar’
tanıdım.
Ceplerinden çıkarıp renkli mürekkepleriyle
kirlettiler şiirlerimi.
– İnan –
Evden hiç çıkmamayı diledim.

Ve ‘düştüğünde elini tutup kaldıracak olan,
kaldırım kahramanları’…
Hep uzak durmak istedi(m) onlardan.
Çünkü yalnız kalmayı emretti
şair.
Sevmeden sevişmemeyi emretti..
Bu yüzden işte
-Tanrı-
duaları değil
ezberimdeki
şiirleri
katletti.

– aypervanesi’ne..

ANNEM HAKLIYMIŞ

Yine çok yazmaya başladım, terk etmeli bu şehri.
‘Kuşlar neden göçüyor?’ diye sormuştum anneme,
‘çok üzmüşler yavrum onları’ demişti..
Bir kuş gibi, terk etmeli bu şehri.

YALNIZLIĞA BAKMA DURAĞI

Bu durakta sadece yalnızlar iner,
sanırım siz yanlış geldiniz.
Ben sizi bir yerden tanıyor gibiyim,
ama siz yalnız değilsiniz.
Bu durakta kimsenin saati yoktur,
siz on dakika durur gidersiniz.
Burada herkes aynı şarkıyı söyler,
ritim tutamaz, dans edemezsiniz.
Üzersiniz hepimizi,
bizim mavimizi beğenmezsiniz.
Biz hazırız her an gitmeye,
Siz..
Neyse.

SEN ÖYLE DÜŞÜN

İyi geceler ve elveda aynı cümlede kullanılmaz.
Ben kullanmışım mesela, öyle düşün.
Aralarda çok konuşmuşuz, sonra susmuşuz.
Yan yana yürüyüşlerimiz yalanmış mesela, öyle düşün.
Gülüşünü beğenmişim sadece, sonra bırakmışsın gülmeyi.
Hava kararmaya yakın görmüşüm en son seni, öyle düşün.
Sokak çalgıcıları bile üzülmüş halime.
Bir yol olmuşum mesela senin için, öyle düşün.
Bir yerden geldin, geçtin, bir yere gidiyorsun.

SON HEDİYE

Gidiyorsun değil mi?
– Evet.
Neden?
– Çünkü seviyorum seni.
Peki.
..
Doğumgününde insan, bir başkasına hediyedir.
Ne yazık, bana değil.

BİLİRSİN

Kağıtlarımı diyorum be Müjgan,
yırttılar.
– Bilirsin –
Ne varsa attılar.
Kalemlerimin mürekkebini çalmışlar
Müjgan.
Bilirsin diyorum.

Kime sorsam adını söyledi
bu sonbahar.
Kimi öpsem
biraz yağmur…

“Rüyamda gördüm seni” diyorum.
Bilirsin.
“Şaka değil
seni özledim” diyorum.
Bekle biraz
– tamam –
gidersin…

SEN DE DAHİL

Yürüdüğüm yolların altını kazısalar,
yine bulamayacaklar nereye gittiğimi.
Öyle kaybolacağım, öyle kaybolacağım ki,
ardımdan ‘o hep acele ederdi’ diyecekler.
Zorla da olsa, -sen de dahil-
herkese bir düşünme görevi vereceğim.
..
O kadar yalnız yürüdüm ki,
bu sokakları yalnız ben biliyormuşum gibi.
..
Nasıl yürüdüğümü görün istedim ilk başlarda,
bakın kelimeleri nasıl yan yana koyuyorum,
bir yutkunmayla sönmeyen ateşimi,
belli etmeden nasıl gülüyorum bakın.
Sen de bak Müjgan.
..
Herkesle konuştum kafamda, bilmem hangi gündü.
Gerçeklerinden daha samimi kıldım sizi, olsun.
-Sen hariç Müjgan, sen hangi gerçeksin bilemedim.
Anlattım her şeyi, anlar gibi baktınız.
Sustum, acıyarak baktınız.
Kızdım, küfrettim, sonra Müjgan’a baktım.
-Sahi Müjgan?
-Müjgan?..
Sana olan öfkem çok ayrı,
sana olan öfkemin titreyen ateşinde,
çılgın bir aşk çırpınıyor.
Ama beni siz delirttiniz. -sen de dahil-
Bütün basamakları geri iniyorum şimdi,
başladığım yerden kaybolacağım.
Ve ardımdan ‘o hep acele ederdi’ diyecekler.

GECEDEN KALMA DERTLER

Gecenin adını ağzıma almadan hiç,
karanlığa hapsedilmiş mavi gökyüzünün,
esmerliğine adanmış yağmurların,
cebimde taşıdığım bir falın,
ve üzeri kapanan bütün cümlelerin
savunmasını istediler benden.
Oysa her şey gece başladı, nasıl söylemem.
.
Çirkinliğimi örten ayışığı,
büyüttükçe büyüttü gözlerini.
Sen her şeyden bihaber, ya da ustası saklı tutmanın,
ben, evine giden yolu iki sokak uzatma heveslisi.
Böylece suçlu bulunmama sebep;
ayaklarıma dolanan saçların vardı,
damarlarımdaki kanı hızlandıran sesin vardı,
dudaklarının izini merak etmeme neden olan
susmaların vardı, bir de ellerin vardı.
İşte benim günahım o zaman başladı, nasıl söylemem.